Hayvan Krallığında Eşcinsellik

Merhaba,

Hayvan krallığında eşcinsellik seyrek te olsa gözlemlenebilmektedir. Aynı cinsten türler arasındaki ebeveyn işlerinin ortak yapılması, cinsel ilişki, birbirlerini çift olarak benimseme hayvan krallığında görülen eşcinsel davranışlardandır. Şüphesiz ki bu alanda yapılacak çalışmalar insanoğlunun da neden eşcinsel davranışlarda bulunduğunu anlamamıza yardımcı olacaktır.

1999 tarihinde Bruce Bagemihl tarafından yapılan araştırmada yaklaşık 1,500 türün eşcinsel davranış gösterdiği gözlenmiş, bunların 500’ü belgelenmiştir. Türlerin tamamı incelenmediği için bu sayı artabilir de. Bagemihl bu çalışmayı deneyimledikten sonra şunları dile getiriyor: ” Hayvan krallığında bilim dünyasının ya da toplumun düşünebileceğinden çok daha büyük bir cinsel çeşitlilik var  — homoseksüeller, biseksüeller, reprodüktif olmayan cinsel ilişkiler.” Daha sonraki yıllarda ise evcilleştirilmiş koyun türünde (ovis aeris) erkek bireylerin %10’luk kesimi dişi bireylerle çiftleşmek istemediği gözlemlenmiştir.

Bir diğer taraftan, labaratuar farelerinin FucM genini değiştiren bilimadamları, dişi labaratuar farelerinin kendilerini erkek sanmalarını ve erkeksi hareketlerde bulunmalarını sağlamışlardır ki bu da akıllara “eşcinsellik genetik mi?” sorusunu getirmiştir.

Tüm bunları dikkate almış Avrupa ve Norveç’in sayılı üniversitelerinden Oslo Üniversitesi tüm dünyada bir ilki başardı ve Doğa Tarihi Müzesi’nde homoseksüel 51 türü sergilemeye başladı. İşte o türlerden bazıları:

Yaygın olarak eşcinsel davranışlarda bulunan Amerikan Bizonu

Siyah kuğuların (Cygnus atratus) dörtte biri eşcinsel davranışlar göstermektedir. Bu ilginç yaratıklar üremek için dişileri kullanıp, dişi yumurtaları bıraktıktan sonra onu terkederek tekrar eşcinsel yaşamlarına dönmektedirler. Bu davranışlarının yani iki erkeğin birbirini çift olarak benimsemesinin hayati bir mesele olduğu için ve birlikte daha geniş bir alanı koruyabilmek amacıyla gerçekleştiği düşünülmektedir.

Eşcinsel Siyah Kuğular

Ortak atayı paylaştığımız primat türünden Bonobolar da insanlar gibi sosyal bir ağ kurmayı başarmıştır. Bu türlerin gruplarında tamamen biseksüellik(iki cinsle de cinsel ilişki) görülür. Özellikle iki veya ikiden çok dişinin cinsel yaklaşımlarda bulunduğu Bonobo komünitesi, kendi aralarında erkek-erkek, erkek-dişi, dişi-dişi olarak eşleşebilmektedirler. Bonobolarının bu yaklaşımının genelde ortamı yatıştırmak ve birbiriyle duygusal bağ kurmak için olduğu düşünülüyor. Örnekse, bir Bonobo muzunu yerken, bir diğer Bonobo onun yanına geliyor daha sonra muzu yiyen Bonobo diğerinin üzerine çıkıp  3-4 saniye süren cinsel temasta bulunuyor. Bununla birlikte cinsel temasa maruz kalan Bonobo, diğerinin hakimiyetini kabul ederek tehlike yaratma amacı gütmediğini kanıtlamaya çalışıyor. Buna benzer bir olay da Frans de Waal tarafından belgesellenmiştir.

İki Bonobo

Bunların yanı sıra aralarında evcil kedilerin, boz ayıların, Afrika fillerinin, Afrika aslanlarının, insanların da bulunduğu bir çok memeli türü, evcil tavuğun, penguenlerin yer aldığı bir çok kuş türü, sineklerin, hamamböceklerin dahil olduğu böcek türleri ve buraya ekleyemediğim diğer bir çok tür canlıda eşcinsel davranışlar gözlemlenmiştir.

Fakat biyolojik anlamda baktığımızda, eşcinsel ilişkilerin türlerin devamına(species continuation) hiç bir avantajı yoktur . Biliminsanları bu tip davranışların sadece zevk için performe edildiğini düşünmektedir.

Çıkarım yaparsak, hayvan krallığında bariz bir cinsel çeşitlilik vardır. Şu ya da bu nedenlerlle hayvanlar kendi aralarında eşcinsel ilişkiler kurma yolunu seçmişlerdir. Doğada bunu kayıtlara geçilmiş belgeler sayesinde görebiliriz. Bunları araştırırken ve derlerken çok ilginç bulduğum tonlarca şeyle karşılaştım. Umarım yardımcı olmuştur.

Teşekkürler,

****

KAYNAKLAR

1. http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_animals_displaying_homosexual_behavior

2. http://en.wikipedia.org/wiki/Homosexual_behavior_in_animals

3. http://www.livescience.com/1125-homosexual-animals-closet.html

4. http://www.nytimes.com/2010/04/04/magazine/04animals-t.html

Reklamlar

Türkiye’de Evrim

Merhaba,

İlk olarak şunu belirtmekte fayda görüyorum, evrim teorisi dendiğinde aklınıza gelen “teori” gibi değildir bilimsel teori. Her ne kadar biz “henüz kanıtlanamamış bir ifade” olarak düşünsekte, bilimsel “teori” bir çok kez denenmiş ve bu denemelerin hakkını vermiş ve şimdiye kadar onu çürütmüş hiç bir bulguya rastlanmamış, aksine, destekleyici binlerce kanıta sahip olan demektir.

Ne yazık ki şimdiye kadar karşılaştığım bir çok kişi evrim hakkında hiçbir birikimi olmadan, onlarca yıllık araştırmalarıyla biyoloji dünyasının yanı sıra bilim dünyasında da bomba etkisi yaratmış ve bundan sonra gelecek herşeyi değiştirmiş Charles Robert Darwin’e ve bilim adamları tarafından elde edilen tonlarca bulguya ve kollektif bilgi birikimine karşı çıkıyor. Ancak Harun Yahya gibi bilimsel bir arkaplanı olmayan, çıkardığı bir çok kitapla bilim dünyasında gülüşmelere sebep olmuş bir mehdi çakmasına inanılıyor.

Evrimin Kabul Görme Tablosu

Yukarıda görmüş olduğunuz resim aslında durumun ne kadar içler acısı olduğunu ispatlar düzeyde. Listenin en altında Türkiye’nin var olduğunu görmek gerçekten çok dokunaklı. Kendimizi ABD’nin altında olmakla avutabiliriz. Aslında ABD’yi sosyolojik açıdan Türkiye’ye çok benzetiyorum, bunun nedeni gelişmiş şehirlerin ya da şehir merkezlerinin dışında kalan bölgelerin bu bölgelere oranla çok daha konservatif çok daha katı görüşlü olmalarıdır. Türkiye’de İstanbul’u, ABD’de New York City’i düşünün, ikisi de özgür ve gelişmiş şehirler fakat Anadoluyu ve ABD’nin güney bölümünü düşündüğünüzde çok katı ve tekdüze insan çeşitleriyle karşılaşırsınız. Üst taraftaki ülkelere baktığınızda bir zamanlar güneşin doğmadığı, engizisyonunun ağına düşmüş karanlık avrupa devletlerinin, rönesansın yardımsever eliyle bilimin ışık kaynağı olduğunu görürsünüz. Bu ülkeler, sağlık, eğitim, bilim, sanat ve benzeri bir çok alanda yetkin, en iyi refah düzeyine ve alım gücüne sahip ülkelerdir. Bu bir tesadüf değildir.

Günlük hayatta o kadar çok sorunumuz var ki, ekonomik anlamda tatmin olmuş Yunanlıları filozoflaştıran felsefe ortamı Türkiye’de oluşmamış. İtiraf edelim, savunduğumuz şeyleri körü körüne kabul ediyoruz. Evrim yanlıştır! Neden? Çünkü ben öyle düşünüyorum, belki bunun hakkında hiç bir bilgim yok ama kendi aklımın yettiğince senin söylediğin herşeyi çürütmeye çalışacağım, çünkü içerisinde bir sürü latince terim içeren bir ansiklopedi okumaktansa Harun Yahya’nın çıkarttığı beyin yıkayan belgeselleri izliyorum.

Bilimsel Sorgulama

Sonuç olarak, bizim düşündüklerimizin bilime hiçbir etkisi yoktur. Bilim bir konuyu ele alır, onun hakkında deneyler yapar, bu deneyleri gözlem(obzervasyon)larla desteklemeye ve aynı zamanda sizin yaptığınızı yapmaya, onu yanlışlamaya çalışır, eğer deneylerden tutarlı sonuç elde ediyorsa bir hipotez oluşturur, ama işler burada bitmez, hipotez oluştuktan sonra üzerinde binlerce tahmin yapılır ve bunlar tutarlılık gösterdiği taktirde teoriye dönüşme yoluna koyulur. Darwin’in doğal seçilim(natural selection)‘i 1838 yılında ortaya attığını ve üzerinden 173 yıl geçtiğini düşünürsek, teori olmak gerçekten zor ve zaman alıcı bir süreçtir.

Teşekkürler

KAYNAK

1.resmin kaynağı: http://news.nationalgeographic.com/news/bigphotos/21329204.html


Carl Sagan Anısına

Kocam öldüğünde, ünlü ve inancı olmayan bir kişi olarak tanındığı için, bir çok insan yanıma gelip —bu bazen hala oluyor— Carl’ın sonunda değişip ölümden sonrasına inanan bir dine bağlanıp bağlanmadığını sorarlardı. Sık sık onu görüp göremeyeceğimi de soruyorlar. Carl ölümüyle bitmek tükenmek bilmeyen bir cesaretle yüzleşti ve yanılsamalarda asla çare aramadı. Asıl trajedi, birbirimizi bir daha asla göremeyeceğimizi bilmemizdi. Carl’la bir daha asla bir araya gelmeyi beklemiyorum. Ama, harika olan şu ki, birlikte olduğumuz süre boyunca, yaklaşık yirmi sene, hayatın ne kadar kısa ve değerli olduğuna dair canlı bir minnet duygusuyla yaşadık. Ama asla ölümün anlamını, son bir veda değilmiş gibi önemsizleştirmedik. Hayatta ve birlikte olduğumuz her an bir mucizeydi — doğaüstü veya açıklanamaz mucize anlamında değil. Bu şansın talihlileri olduğumuzu biliyorduk… Bu katıksız şans çok cömert ve kibar olabiliyordu… Carl’ın “Evren”* kitabında güzel bir şekilde yazdığı gibi, bilirsiniz, uzayın boşluğunda ve zamanın yoğunluğunda birbirmizi bulabilmemiz… Yirmi yıl beraber olabilmemiz. Bana güç veren şey bu ve bu daha anlamlı…

Bana karşı davranışları ve benim ona olan davranışlarım, hayattayken ikimizin birbirine, ailemize kaş göz olmamız. Bu, onu bir gün göreceğim fikrinden çok daha önemli. Carl’ı bir daha görebileceğimi zannetmiyorum. Ama onu gördüm. Birbirimizi gördük. Birbirimizi evrende bulduk, ve bu harikaydı.

-Ann Druyan, kocası, Carl Sagan hakkında konuşurken

*”Evren” adlı kitabın orijinal ismi “The Cosmos”

*orijinal yazı: http://www.monicks.net/2010/10/27/ann-druyan-talking-about-her-husband-carl-sagan/